İstanbul’un Erdoğan’lı 25 yılı: Mağduriyet, icraat, semboller ve rant

İstanbul’un Erdoğan’lı 25 yılı: Mağduriyet, icraat, semboller ve rant


Erdoğan’ın çok sık söylediği bir laf vardı, onu hala söylüyor: “İstanbul’u almak, Türkiye’yi almak; İstanbul’u almak, dünyayı almaktır” demişti, ki büyük ölçüde haklıydı. Türkiye’deki yerel seçimlerde oy sayımı devam ediyor. Özellikle büyük kentlerde, başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere kesin sonuçlara daha varılamıyor. Çünkü soluk kesici, başa baş bir yarış adeta devam ediyor. Türkiye’de merkez sağda ve solda büyük bir rekabet vardı ama merkez sağ ve sol çok ciddi bir tükenmişlik içerisindeydi ve bu arada Refah Partisi bayağı güç toparlıyordu. Ve ciddi bir şekilde yerel seçimlere hazırlanıyorlardı. Yerel seçimi önemli bir eşik olarak görüyorlardı. Özellikle adaylar çekişirken bu arada Refah Partisi bir vizyon, yeni bir vizyon, alternatif bir vizyon sahibi bir hareket olarak aşağıdan yukarıya örgütlendiler, geldiler ve 27 Mart 1994 seçimlerinde o büyük dönüm noktası olduğu artık iyice anlaşılan çıkışı yaptılar. 1969’dan beri Prof. Necmettin Erbakan’ın önderliğinde bir siyasi hareket var, Türkiye’de. Bunlar kendilerine Milli Görüş adını vermiş bir topluluk. Önce ahlak ve maneviyat diyorlar, önce ağır sanayi diyorlar, kapitalizm eleştirileri var. Kadınlara hep saygıdeğer bir ifadesi vardı Necmettin Erbakan Bey’in. Ama onları etkin bir özne olarak, siyasal bir öğe olarak kullanmamıştı. Bu hareketin temel seslendiği kitle cami cemaati dediğimiz zaten dindar insanlardı ve dindar insanların oylarını almayı hedefleyen bir hareketti esas olarak. Refah Partisi bunun dışında bir şey yaptı. Tüm topluma seslenme iddiasıyla ortaya çıktı. Ama bunu yaparken de kendi dindarlığını gizlemedi. Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker… Dindarlar olarak tüm topluma gitmek ve özellikle de solun ihmal ettiği yoksul, alt gruplara gitmek hatta belli anlamlarda da orta sınıflara gitmek. Ve bu anlamda da yenilikçiler yeni bir çalışma tarzı geliştirmişlerdi. O çalışma tarzına göre mesela Refah Partisi militanları, üyeleri, kadınlar da dahil kadınlar çok ciddi şekilde dahil olmuştu ki bu da yeni bir şeydi, kapı kapı dolaşıyorlardı, her yere gidiyorlardı. Diskoteklere de gidiyorlardı, meyhanelere de gidiyorlardı. Hatta genelevlere bile gittiler oy istemek için. Tayyip Erdoğan Bey İstanbul’da model olarak kurdu, bizler de o işin içinde yer aldık. Dolayısıyla muhafazakar kesimin Türkiye’deki muhafazakar politikasının ilk kadın özneleri olarak yer aldık. Kapı çalarak konuşuyorduk ama bize Tayyip Erdoğan Bey’in ilk öğrettiği şey selamlaşmaydı. Yani insanlara selam vermek, tebessüm etmek, hal hatır sormak. İnsanları dinlemek, bir söyleyeceği söz var mı, derdi ne, derdini dinlemek. Bunları öğrenerek, insanlarla sahici bir temas kurma, yani gerçek bir temas kurma. Birebir kılcal damarlara inerek, birebir insanlarla temas kurmak. Çalışmanın özü buydu. Bir dinamizm vardı, bir hareket vardı. Refah Partisi dindarların partisi olmanın ötesinde, yerel yönetimlerde kendini gösteren, birşeyler yapan bir partiydi. Büyük ölçüde eski belediyelerde yaşanan yolsuzlukların önünü kesince zaten belediyelerin gelirleri otomatik olarak artıyor ve bu gelirleri de birtakım hizmetlere dönüştürünce iyi bir isim yaptılar, kısa bir süre içerisinde. Ve bu iyi isim sayesinde de bir sonraki seçimi aldılar. Gece de mesela bakardık. Bize görev verirdi Tayyip Bey. Hangi evin bacasından duman çıkıyor, hangi evin bacasından duman çıkmıyor… Tek tek bakardık. Hangi evin ışığı yanmıyor sabaha kadar, hastası mı var acaba, gider sorardık sabah mesela. Zenginlerimiz vardı, onların bağışlarını, ikramlarını, listelerimiz vardı her sokakta her mahallede yoksul kesime bunları dağıtırdık ve büyük bir dayanışma vardı. En zenginle en yoksul yanyana otururdu, aralarında bir mesafe yoktu. Ama geçen zaman içerisinde, tabii, bizim dünyamıza da başka protokoller girdi. Şimdi mesela protokol dediğimiz birşey var. Çok zenginle en yoksul bir arada oturamaz. Ama o dönemde biz diz dizeydik. Aklımıza gelmezdi. Bu yoksul, bu daha az saygıdeğer diye düşünmezdik. Zaten buna itiraz olarak da doğmuştu bu siyasi hareket. Tayyip Erdoğan gerçekten çok ilginç bir seçim kampanyası izledi. Çok dışlandı, çok saldırıya uğradı. Özellikle medya tarafından, o tarihteki merkez medya tarafından ötekileştirildi. Ama ötekileştirildiği ölçüde oyu arttı. Bu hikayelerle kalkan haline dönüşmüş bir siyasetçi oldu. Yani bütün bu mağduriyet ırmakları ona aktı, o denizi doldurdu o ırmaklar. Ama sadece bu kadınların hikayeleri değildi, periferide başlayan bir hikayeydi, Refah Partisi. Göç etmiş şehre ama henüz tam şehir tarafından da kabul edilmemiş, şehre dair hizmetleri henüz almamış çok geniş İstanbul’un çevresinde çevresel halkalar vardı. Bu halkaların sesini taşıyacaktı siyasete. Evet İstanbul çok heyecanlı bir 24 saat yaşadı. Herkes İlhan Kesici’ye neredeyse Belediye Başkanı olmuş gözüyle bakarken aradan sıyrılan Refah Partisi adayı Recep Tayyip Erdoğan bütün tahminleri alt üst ederek öne geçti ve şu anda 100 bin farkla önde. Neredeyse İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ilan edilmek üzere. Tayyip Erdoğan bir şekilde medyaya rağmen kazandı. Nasıl kazanmış oluyor? Çok güçlü bir örgüt ve en önemlisi bunlar yemez düşüncesi. Çünkü belediyeler denince akla yolsuzlukların gelmesi ve Refah Partililerin dindar olmaları nedeniyle günah korkusuyla bu tür şeyler yapmayacağı yönünde bir inanç ya da temenni diyeyim. Bütün bunlar bir araya geldi. 1994 yılının başında Türkiye’nin temel birkaç ciddi sorunu vardı. Birincisi hava kirliliği, İstanbul zehir soluyordu. BBC’de yayınlanacağı için bunu da özellikle belirteyim. Londra’da 1950’li yıllarda nasıl ciddi bir hava kirliliği nedeniyle 4 binin üzerinde insan öldüyse, İstanbul’un Fatih bölgesinde de Londra’daki benzer hava kalitesi sınır değerlerine ulaşılmış, sağlık için tehdit edici boyutlarda bir hava kirliliğiyle karşı karşıyaydık. Ama bu zehir soluyan şehirde çözümler, kapınızı kapatın, pencerenizi kapatın, sobanızı doğru yakın gibi palyatif çözümlerdi. İkincisi çöp dağlarından geçilmiyordu. Vahşi çöp depolama ile insanların hayatıyla oynanıyordu. Turizmin önemli can damarı olan İstanbul’da çöp dağları oluşmuştu. Türkiye’de çok ayıp olacak bir yer vardı: Haliç denen bir yer vardı. Foseptik çukurdu. Felaket, her türlü atık suların geldiği, her türlü havasız şartların hüküm sürdüğü, çevredeki insanları zehirleyen bir hava kirliliğinin oluştuğu bir ortam vardı. Biz de çamuru yaklaşık 3,5 km uzağa, Haliç’in çevresinde yaşayanları rahatsız etmeden, kirliliğe neden olmadan küçük küçük tarama makineleriyle taradık, pompalarla 3,5 km ileriye taşıdık. Haliç’le Cendere’nin bağlantı noktasında her gün geliyorum, sabahleyin işe gelmeden önce oraya uğruyorum. Acaba diyorum yosun oldu mu burada. Yosun kirlenen bir yer için temizlendiğini gösterir veya temizlenen bir yerde kirliliğin oluştuğunu gösterir. Bu bizim için önemli. Bir gün inanır mısınız, geldim, baktım yosunlar var. O gün ağladım, sevincimden. Yosun candır çünkü, yosun oraya can getirdi, ben oksijenli ortama döndüm dedi. Ondan sonra kademe kademe Haliç kendiliğinden temizlendi. En önemli sorunlarından biri, İstanbul’da sular akmıyordu. İstanbul’a yeterli su kaynakları temin edilmiyor ve atık sular da arıtılmıyor. Böyle bir yapıyla karşı karşıyaydık. Yeşil alanı minimum olan, 1 metrenin altında olan bir İstanbul vardı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak alanların kesinlikle yeşillendirilmesini istedik. Onun başındaki kişi de o zaman bendim. 1,5 milyon ton Avrupa ülkelerinden, ağaç üretim teknolojilerinden istifade ederek bu yerleri ağaçlandırmaya, yeşillendirmeye başladık. 1980 12 Eylül’de özelleştirme yasaları, kıyı kanunları, turizmi teşvik yasaları filan hep 12 Eylül hukukuyla geldi. Onlar İstanbul’a birtakım gökdelenler olarak ortaya çıktı. Gökkafes, Park Otel, Swissotel, The Marmara Otel… Bir sürü şey bu tür turizmi teşvik alanları hatta Çırağan Oteli… Orada verilmişti kararlar. Ama 1999’lara doğru yeni bir ivme aldı ve artık mutlaka İstanbul’u küresel bir kent yapacaksınız denildi. Tam bunlarla uğraşırken ve bunlar dünya sermayesini besleyecek birtakım mega projeler, birtakım mega dönüşüm projeleri öneriyordu ve hepimizi perişan eden Marmara Depremi yaşandı. İşte tam bu planlar Marmara Depremi’nden sonra, ciddi ciddi artık deprem de bahane edilerek, küreselleşen İstanbul, kentsel dönüşüm projeleri, mega projeler gibi ortalığa konuldu. Ama esas değişim bütün bu 12 Eylül’de verilen anayasal kararların uygulamaya geçmesi için hukukta çok ciddi düzenlemeler gerekiyordu. Onun için de adına istikrar denilen ama bir partinin Meclis’te çoğunluğu elde etmesine dayalı bir sisteme ihtiyaç vardı. İmdada AKP yetişti. Kadir Topbaş belediyeye geldiğinde, 2023 vizyonları, birtakım mega projeler ilan etti. Ondan sonra 2005’te Cannes’da 20 proje emlak sermayesine görücüye çıktı. Bir hatırlayalım bu projeler hangileriydi? Galataport, Haydarpaşaport, Haliçport… bütün bu kentsel dönüşüm projeleri, Küçükçekmece… Bugün uğraştığımız bütün kentsel projeler o dönemin ürünleri oldu. Yani sonuçta demokrasinin kesintiye uğramalarıyla İstanbul’un imar tarihindeki kesintiler çok üst üste örtüşür. 1994’te baktığınızda 2003’lere kadar çok da kötü bir yönetim görmezsiniz. İstanbul gibi şehirlerde artık nüfus artışına dur diyecek, yeşil alan cazibesini artıracak, topraktan rant elde edilmesini, binadan rant elde edilmesini durduracak sistemler Türkiye’de devreye girmeli. Topraktan rant elde edilmemeli, binadan rant elde edilmemeli. Çok şeyler yaşadık bu 25 yıllık süreçte ama bence yaşanılabilir kentler kurma konusunda çok büyük tecrübesi oldu yönetimlerin. Mesela TOKİ’yi ele alalım. Yoksul insanların konut sahibi olması amacıyla kurulmuş bir idaredir. Hakikaten de pek çok yoksul kişi kira gibi yöntemlerle falan ev sahibi oldu. Ama bir de baktık ki; bu konutlaşmanın yanında biz yeşili kaybedecek seviyeye geldik zaman zaman. Yeni manifestoda şehrin yeşil kalmasına sadakat konusu çok sık, kuvvetli bir şekilde zikredildi. Bu rant ilginç bir kavram. Aslında rantın kendisi her zaman kötü de olmayabilir. Bizdeki mesele kışkırtılan kentsel rant. Zaten esas meselenin temeli bu. O kentsel rantın bölüşümü, el değişimi, yaratılması… Bir kere önce yaratılması ve bunun sağlıklı bir planlama yoluyla değil, bilerek, sadece kentsel ranta dayalı birtakım müdahalelerle yaratılması, zaten kenti bu hale getiren de bu. Sadece kentsel ekonomik rant değil, siyasi rant. Birtakım popülist söylemlerle elde edilen siyasi rantlar da var bunun içinde. Mesela imar affı meselesinde bütün partilerin sözleşmişçesine seçimlerden hemen önce olumlu oy vermesi her birinin kendi siyasi rant kaygılarıdır. Sonuç olarak bunlar çok büyük rantı olan belediyeler ve bu elde edilen rantın hatırı sayılır bir bölümünü, tekrar halka sunuyorsanız, o oyu korumanızı sağlıyor. Birincisi bu. Özellikle sosyal projelere çok odaklandılar. Hele bunları devlet yollar düşüncesi ortadan kalktıktan, yani kalıcı oldukları anlaşıldıktan sonra özellikle özel sektörle çok yoğun ilişki kurup birtakım sosyal projeleri onların üzerinden de yaptılar. En önemlisi bu. İkincisi de karşısındaki yapıların hep sürekli değişmesi, adayların, partilerin vs sürekli değişmesi sürekli kriz içerisinde olması. Kimsenin gerçek bir alternatif çıkaramaması. Bir ara Kemal Kılıçdaroğlu aday oldu. O da Ankara’da grup başkanvekili olarak yolsuzluk konusunda birşeyleri başardığı için oldu. Orada birazcık bir heyecan gibi birşey oldu ama Ama şu ana kadar muhalefetten herhangi bir partinin, böyle İstanbul’a, Ankara’ya… bir Mansur Yavaş’ın geçen dönemki şeyi de farklıdır ki o da kazanıyordu, kendi iddiasına göre kazanmıştı. Bir meydan okuyuşa tanık olmadılar. İstanbul, onlara bırakıldı. Yerel seçimde karşılarına geldiler ama arada çok bariz bir lig farkı vardı. Çok rahat kazandılar İstanbul’u tekrar tekrar. Bu çok önemli bir husus. Ve yerel yönetimler, İslami harekete merkeze taşıdı, muhalif hareketler onu indirebilmek için yerel yönetimlere yönelmeyi başaramadılar. Yerel seçimlere hep ikinci derecede önem atfettiler. Tayyip Erdoğan’ın başarısı katlanarak devam etti, bundan sonraki aşamalarda. Tabi Allah’ın yardımı, nasibi diyebiliriz ama bence siyaset dehasını da atlamamak gerekiyor. Çok iyi bir hatip, bir konuşma üstadı. Halkın fikrini danışmanlarına bırakmaz. Uzmanlarla konuşur ama uzmanlara bırakıp çekilmez. O işi kendisi sonuna kadar takip eder. Sonuçlandırdıktan sonra da bir daha gene döner ara ara kontrollerini devam ettirir, acaba oluyor mu, yapıyor mu, sürüyor mu, süregeliyor mu diye. Başarısının süregelmesinin altında bence bu aşırı kontrolcü tavrı var. Hiçbir şeyi kendi başına buyruk bırakmaz, muhakkak kontrol sistemini kurar. Onun da İstanbul İl Başkanı olarak başladığı siyasi hayatında 1994 yerel seçimleri çok önemli bir dönüm noktası oldu. Yani onun hayatını da Türkiye’nin de hayatını değiştirdi. Öncesinde genel seçimlerde Tayyip Erdoğan İstanbul’dan adaydı. Tercihli oy sistemi diye bir uygulama vardı, Özal’ın Türkiye’ye soktuğu ve Tayyip Erdoğan, normalde İstanbul’dan milletvekili seçilmişken kendinden bir alt sıradaki Mustafa Baş tercihli oylarla Tayyip Erdoğan’ın hak ettiği milletvekilliğini kazanmıştı. Çok büyük bir şok olmuş o tarihte Tayyip Erdoğan’a bu. İlginç bir olay. Eğer o tarihte milletvekili seçilmiş olsaydı 1991 sonunda, Ekim ayıydı yanılmıyorsam 1994’te büyükşehir adayı olmayacaktı ve o zaman da tarih bambaşka akacaktı. Orada arkadaşından yediği kazık diyeyim, Türkiye’nin ve onun kaderini değiştirdi. Çok öfkelenmiş olduğunu biliyoruz o nedenle. Ama sonra ilginç bir şekilde o sayede Türkiye’nin şu anda tek adamı oldu. 94 seçimlerini kazanmamız aslında 1960’ın, 1980’in hepsinin rövanşıydı. Çünkü hem 60’ta hem 80’de çok dışlanmış bir kesim, siyaseten varlığı kabul görmemiş, kamusal alanda hiçbir imkanı kalmamış bir kesim, inançları yüzünden hor görülmüş bir kesim, inançları yüzünden dışlanmış bir kesim. Bu kesimin evlatları, çocukları seçimleri kazandılar. Şimdiye kadar devlet protokolünde yeri olmayan insanlar A Protokol’e geçtiler. Tabii bir protokol altüst oluşuydu bu. Bu manada aslında bir devrimdi diyebilirim. Diyelim ki, bir istikrarı esas alan ve bu istikrar üzerinde hakikaten kendi açısından çok doğru bir siyasi çizgi izleyen bir iktidar var. Neoliberal ilkelerin ve kent ilkelerinin hayata geçirilmesi için tek başına bir iktidar gerekiyordu. AKP bunu çok güzel yerine getirdi. Şimdi bunu sürdürebilmesi için de AKP’nin de memnun etmesi gereken kitleleri var, konsolide etmesi gereken Haydi diyelim kentsel dönüşüm, mega projelerle falan kendine bağlı bir sermaye grubu yarattı ama bir de bu işin oy potansiyeli var. Bu da kimdir? Daha çok dindar bir kitleye dayandığı için ve bu renkle dindarlığı kullanarak iktidarını elinde tuttuğu için onlara da bir zafer sunması lazım. Öyledir ya… Takımın gol atması lazım. Burada da Taksim Meydanı, Gezi Parkı toplumun hafızasında Cumhuriyet simgesi, bir yandan emeğin simgesi, öte yandan kadınların kurtuluşunun ya da LGBTİ bireylerin kurtuluşunun simgesi, demokrasi simgesi sonuç olarak. İkincisi Beyoğlu, yıllardır, Osmanlı’dan beri, var olduğundan beri gayrimüslimlerin ikamet ettiği bir yer. Onun için de kilisesi, milisesi var, çok doğal. Aslında Osmanlı buralarda bunu hiç dert etmemiş, bu kiliselerle yarışmaya da kalkmamış. Kendinden emin bir Osmanlı iktidarı var. Siz burada o golleri atabilmek için de buralara işaretinizi dikeceksiniz, böyledir kentlerde. İktidarların simgesini taşır kentler. Bunlar bazen kilisedir, bazen camidir, kapitalizmin iktidarlarında bazen iş merkezlerinin kuleleridir… Ama mutlaka bir simgesi vardır, her iktidar simgesini dikmeye çalışır. Churchill’in bir lafı var: Biz kentleri yaratırız, kentler de bizi. Onun için siz nasıl bir toplum istiyorsanız, nasıl bir insan tipi istiyorsanız, o insan tipi üretebileceğiniz yerleşim alanları yaratırsınız.

Author:

100 thoughts on “İstanbul’un Erdoğan’lı 25 yılı: Mağduriyet, icraat, semboller ve rant”

  • 92 yılın da bağcılar esenler güngören yaratıldı o insan tipleri oluşturuldu ve oraların sayesinde seçimler kazanıyorlar

  • Erdoğan gittikten sonra değerini anlayacaksınız. Her zaman ve her gerçek liderde olduğu gibi. Bizim milletimiz ne yazık ki nankördür..

  • Bati islamcilar ve camilerinin ne kadar tehlikeli oldugunu gormeli. Ikincisi kapitalizm elestirisini birak bunun tillahini yaptilar be.

  • Siz reise kurban olun yobazlar… Reisin hizmetlerine kör olanlar . Ben müslümanım deyipde ne için dinle devlet-i aliyeyi karıştırıyorsunuz diyen sahtekar yada ilkelci güruhlar ALLAH biliyo ya sizin niyetinizi RABBİM FİTNECIYE FİTNENININ ATEŞINİ GÖRMEDEN ATEŞE ATSIN İNŞAALLAH….

  • O kadın o it türk düşman Churchillin sözlerini ağızından getirmesi bile yeterli ingilizlerin köpekliğini yapan bir Türk haindir

  • ERTUĞRUL ÇILDIR says:

    Erdoğan istanbulu çok sevmiş heralde bırakmak istemiyor Ekrem İmamoğluna mazbatasını verilmesini istiyoruz

  • 1994 secimleri yolsuzlukla hirsizlikla kazanildi. Alternatif vizyon filan gececeksin. Erdogan 1994'te Ilhan Kesici ve Zulfu Livaneli'den daha yuksek oy almadi. Copluklerden cikan, yakilan, calinan oylari, evlere goturupen sandiklari ve YSK'nin oldu-bitti'ye getirerek Refah'a hem Istanbul hem Ankarada bazbata vermesini anlatin! Refah'in stratejisi, orgutlu calismasi filan gecin bunlari!

  • GÖZÜN GÖRDÜGÜNÜ SÖYLEMEYEN DİLDEN KORKACAKSIN R.T.E İFTİRA ATAMAZSINIZ YAPTIKLARİNİ İNKAR EDEMEZSİNİZ REİS GELENE KADAR İSTANBULA 58 GÜN İST SUSUZLUK CEKMİŞTİR ŞİMDİ 2 SAATE DENK GELDİGMİ HATIRLAMİYORUM ONUDA GECTİM KADINA E COK HAKKIDA DEGERİDE VEREN YİNE BİZLERİZ İFTİRA ATAN FAŞİSTLİK YAPAN SİZLERSİNİZ BİZ HEP DİYORUZ Kİ ADALET HERKES İÇİN OLMALI HERKES ÖZGÜR OLMALI AMA SİZ BİZİM DEDİGMİZ OLMALİ İSTİYORSUNUZ BİRDE UTANMADAN R.T.E DİKTATÖR DEMEYE KALKIYORSNUZ ŞAKAMSINIZ YAAA SİZLER YÜZÜN CAHİL BIRAKTNİZ SECMENİNİZİ

  • YavuzSultanSelim says:

    Zamanında tayyip erdoğana yapılan sansürü şimdi tayyip yapıyor bu ülkenin kemalisti de, islamcısı da şerefsiz

  • Güzel çaldılar, bir sürü insan hiç hak etmeden çok zengin oldu, kimin parasıyla; kendisine oy veren insanların hakkı olan parayla…İnsanların dini duygularını sonuna kadar sömürdüler, oy veren insanlar hala yoksul ama birileri muhafazakar burjuvazi oldu, altlarında jeepler başında yalandan takılmış türban ile üzerinde marka giysiler olan soyguncular. Ben hakkımı helal etmiyorum, haram, zıkkım olsun.

  • Ayaklar baş oldu ve şimdi ayakla vurulan her tekmenin intikamını alır gibi kin dolular. Ülkemizdeki nefret ne zaman bitecek?

  • Nankör köpekler Istanbukda pisligin çöpün içinde yasayiyordu. Reis pis bir Istanbulu ter temiz etti, dev projeler getirdi. Bizim millet nankör köpektir. Ataput gibi zülüm edeceksin, geri birakicaksin ki seni sevsinler.

  • Vasiliy Kolarov says:

    Müslümandilar mücahit olarak başladılar müteahhit , milletvekili, müdür, memur oldular.ama mümin olamadılar.

  • müzik konuşmaların çok önüne geçmiş düzenlemesini kim yaptıysa tüm içeriği öyle bir katletmiş ki izleyemiyoruz.

  • Çiğdem Kanburoğlu says:

    Türkiye nin İngiltereden daha büyük bir düşmanı olmamıştır. Birini kötülüyor ise kesin kendi çıkarı, bizim kötülüğümüz için kötülüyordur. Kime ne dedikleri hatta doğru olup olmadığı bile önemli değil. Düşman oldukları kişiyi desteklemek bizim yararımıza olacaktır.

  • çalışkan kız says:

    Refah partisi 'militanları' nasıl bir sözdür ya? Tayyip bu abuk sabuk zihniyet yüzünden ülkeyi batırmasına rağmen %53 oy alıyor hala saçma sapan laflar. İmamoğlu'nun başarısının en büyük sebebi hoşgörüsüdür. Karşıdakini terörist ilan etmeyi ne zaman bırakacağız bilmiyorum…

  • 14:30 saniye de "Bunları (Ak partiyi ) Devlet yollar düşüncesi ortadan kalktıktan sonra" demesi manidar. Devlet yollar derken (kapatma davaları ve darbeler kastediliyor kanımca).

  • 20:00 dakikadan itibaren anlatılan her iktidar simgesini dikmeye çalışır vurgusunu duyunca "Elhamdülillah" dedim. Çok şükür simgemiz Camilerimiz. Uyduruk anıtlar değil.

  • Ak parti karşıtlarından tek anladığım şu: "25 yıldır hizmet ettiler o yüzden kazandılar." Elhamdülillah bu onur yeter. Yerine geçmek isteyenler de bir şey öğrenmiştir umarım.

  • Alper Demirbilek says:

    Bence yeni bir parti kurulsun Sağda , solda ona oy versin Sonuçta Akp kaybolup giderse Chp ye verecek değiliz.
    Geçmişi kirli bir parti hiçbir düşüncesi bize uymuyor.Kurulduğundan beri

  • erdogani kaybetmeyin, hic kimse yerini dolduramaz ve degerini su an istanbulu kazanan partisinden sonra ogreneceksiniz. cogu kisi imamoglunu sevdigi icin degil erdogani istemedigi icin imamoglunu secmistir. buradan anlasilir ki erdoganin dostu birken dusmani coktur, o dusmanlar da birbirlerine girmelerine az kaldi.

  • Kim ne derse desin Erdoğan İstanbul ile birlikte ülkenin çehresini değiştirdi.İmamoğlu iyi birine benziyor iş yapacak gibi. Umarım İmamoğlu mevcut yürüyen projelerin altına dinamit koymaz İstanbul'u eski haline getirmez.
    İcraatın olduğu yerde rant vardır o ranttan yararlanan birileride vardır önemli olan birileri o ranttan nemalanırken vatandaşa hizmet etmesidir.

  • Hülya Bilgeç says:

    Dinlerini yaşayamadıkları için geldiler şu an ise farklı inançtan bırakın inancı hayatlarını özgürce yaşamak isteyen insanları ötekileştiriyorlar

  • Başa kim gelirse gelsin, güç kimin elinde olursa olsun, samimiyetle çalışan insanlardan olsun. Hangi siyasi partiden olduğunun bir önemi yok. Bu millete samimiyetle hizmet edildiği zaman refah seviyesi gelişmiş, çıkarla yapılan çalışmalar millete hep zarar vermiş.

    Türkiye'de siyasi partilerin daha vizyoner fikirlere ve çalışmalara ihtiyacı var. Yeni nesil Türkiye'nin dününü bugününü kıyaslayabilecek bir geçmişe sahip değil. İlgilendikleri şey ellerinde ne tür ümkanlar olduğu ve daha fazlasına ihtiyaç duyulduğu gerçeği. Elinde olana bakıp "bugünlerimize de şükür, eskiden yoktu bu kadar" diyebilecekleri şeyler yaşamadılar. Yeni nesli kazanma konusunda pek başarılı değil partiler.

  • galactic reform says:

    Gelecekte eğer Turkiye ilerler demokrasi ve gelişmişlikte medeni ülkeler standartlarına yükselirse, o zamanın insanları bu doneme utançla bakacak.

  • 4:54 …. 5:10 arası 25 yıl öncesi anlatılırken sanki şuan ki günümüz gibi değil mi? Yani hiç bir şekilde ilerlemiş değiliz..

  • İsmai Uyanik says:

    akp li 25yıl….YASAKLAR…BASKILAR…DAYATMALAR….sigara içme yasağıyla başladı…sonunda fikrini söyleme yasağına kadar dayandı..ATATÜRKün verdiği bütün ôzgürlükleri elimizden aldılar.

  • Barış Güler says:

    2001 krizinde akpyi ve recep tayyip erdoğanı göklere çıkaran ingiliz medyasına bak hele.2001’de krizden çıkmamızın tek yolun AKP olduğunu söyleyen medyaydı.Yakında diktatör belgeselide yaparlarsa şaşırmam.Bu medya gruplarına güven olmaz.

  • İrfan Gözüaçık says:

    94 den beri herşey çok güzel İstanbul’da,, Ruşen Çakır militan derken bilinçli bir dil sürçmesi gibi

  • AKP'nin kimler tarafından finanse edildiğini, bu şahsın Beyoğlu parti başkanıyken nasıl keşfedildiğini, Morton Abramowitz'in kim olduğunu ve önce Erbakan'a teklif götürülüp, daha sonran neden Gül-Erd. ikilisine yönelinildiğinden bahsetmediğiniz sürece sizin tek amacınızın yeni bir kukla yaratıp, parlatmak olduğunu anlayabiliyorum.Türkiye'deki demokrasi, adalet, yolsuzluk umrunuzda değil.Sadece bu parsayı götürenlerin size biat edip etmemesi önemli olan.

    En çok komiğime giden de bu şahıs için halen " Medyaya rağmen kazandı." diyebilmeniz.Medyanın amacı buydu zaten.Buna Ters Psikoloji denir.Ömrü mağduriyetle geçmiş insanların benimseyeceği kişi mağdur olmak zorundaydı.Aynı dönemde Üniversite girişlerinde başörtü rezillikleri de bu yüzden halkın gözüne sokuldu.Eğer medya patronları bu şahsın iktidar olmasını istemeseydi, Medya'da asla yer vermez.Halkın %80'i de kendisinden asla haberdar olmazdı.Doğal olarak da seçilmesi mümkün olmadan tarihin çöplüğüne gönderilirdi.

    AKP'nin kendisine meşrutiyet yaratmasının zemini 1980'de yaratıldı.Bu truva atına karşı çıkabilecek sosyalistleri de 1970'lerde kukla devlet eliyle öldürdünüz veya sindirdiniz zaten.Bu işin kökeni 1971'deki İsmet İnönü'nün Halk partisi başkanlığından istifa etmesine kadar kadar gidiyor.Bunları göremediğimizi mi sanıyorsunuz.TV kitlesi bayıla bayıla yerde, internette az çok aklı başında insanlar var.Bu yalanlara karnımız tok.

    Son olarak Ruşen Çakır sende bağımsız gazeteci pozları veriyordun.Burada küreselci liboşların sesi olmuşsun veya hep öyleydin ben yanlış tanıdım seni.

  • Arkaplandaki sesler kişilerin seslerini kesecek kadar yüksek olmasaydı (bir-iki tık aşağı) daha güzel olabilirdi, yine de gayet güzel bir video

  • Işığı Açamaya Üşenenler says:

    Dünyada iki gerçek var birincisi ölüm diğeri güçü kime verirsen ver denetlemezsen zulüm üstüne zülum

  • Sümeyye Görgüç says:

    Halk TV 2. Ekranı ve Şubesi : BBC News. Gidin 20. asırdaki İngiltere' de ki hanedanlığınız ve kraliçe ve prenslerinizin haberini yapın siz! Yaptırırlarsa… Burası Türkiye. Gidin kendi çöplüğünüzde ötün sabaha bırakırlarsa.

  • Sohrat Arazov says:

    31 mart seçiminden önce yayınlamışsınız. Sonucu nereden biliyorsunuz BBC/İngiltere???
    The video is produced before 31 March election. BBC/ UK how you know results before election???

  • Eyyüp Yıldız says:

    4 sene sonra yobazlaşmış sağ zihniyet bu topraklardan silinecek akp ve tayip tarihin çöplüğüne gömülecek

  • 1923'den 1938'e kadar üreten millet devlet iken 2002den 2023e kadar tüketen ülke konumuna geldik. Siz kıyaslayın artık

  • Ulan tayyip milleti koltuk uğruna ne hallere soktun. peki ben kandırıldım deyip sıyrılmana ne demeli… sonra askeri ögrencilere müebbet verdin kandırılma ihtimalleri old. için . Peki sen asıl kandırılan 15 temmuza sebep olan sen nerdesin!?

  • İstanbul çöplüktu hava kirliliği vardı insanlar maskeyle dolaşıyordu daha o zaman piyasada yoktunuz fikir sahibisiniz bu insanlar yaşadığı için chpye oy vermiyor pazarda bile hırsızlık yaptılar Yeşilköy pazarı yenilendi 500 tahtayı esnaftan çaldılar tek özellikleri Atatürk'ün partisi olmaları

  • Gökhan Önen says:

    Yıllar sonra İmamoğlu içinde aynı videolar hazırlanacak 20 olur 25 olur bu planlı bir olay gestapo kimi isterse o yükseliyor zamanı geldi ki İmamoğlu belediyeyi aldı tekrar aynı şeyler sonra bıktık mahvetti bizi denecek yeni bir piyon çıkacak piyasaya

  • Selim Kaleli says:

    Heyy gidi günler heyy gazeteler kuponla gaz maskesi verirdi pislikten çöp dağlarından sabah Akşam sineklerle dans ederdik ne günlerdi be insan özlüyo o günleri

  • Çağrı Kızılkoca says:

    Hep desteklediğim bir konudur bu. Bir yöneticiyi iki dönemden fazla tutmayacaksın. değiştireceksin ki çalmasın, çırpmasın, rüşvete bulaşmasın.

  • tayyip erdogan ne yapti diyorlar ya hani,,,40 yillik 10 hukumet gormus turkiyeyi sarmis bir feto grubunu cokertti yetmezmi!!!!!dahami ne yapti o herkesin rahatca suan gezdigi istanbulu dunyanin en guzel sehrini turkiyemize ve dunyaya tekrar kazandirdi copluk icinde yasardik su yok elektirik yok koy daha iyiydi,,,lutfen iyi dusunun turkiye aslinda cok buyudu sadece bizler degil kabul etmek istemeyenler de gormek istemiyor ataturk den sonra gelen en saglam ve akilli bir insan,,,,,,,,,,,,,,,,,s,yildiz

  • Tekinsu lyrics says:

    Yaptığınız videoya soksunlsr sahtekar ingiliz köpekleri. Reis için ölümüne gideriz ne büyük şeref. 1 vatan evladı sizin gibi 1000 haini def eder.

  • Adam kötüde olsa silah çıkarıyor dunyaya meydan okuyor istemeyenler amerikanın köleliyine alışmışlar demektir

  • selim kahraman says:

    Yanlış anlamayın ama bugünü kurtarmak için 25 yıl önce yapılanlar mı gösteriliyor ve eskiden türkiyenin böyle kötü halde olma sebebi iktidarın çıkarcı davranması ve görevini suistimal etmesi yüzünden olmuştur diye düşünüyorum bunu her kim yapar ise hepsinin sonu aynı olacak

  • Bence sizde 2000 yilina tekrar gidin iflas etmiş ülke.IMF gidip kazdaglarininin etrafindaki madenleri para karsiliginda peskef çeken Erdogan degildi Bülent Ecevit ti ama malum milletiz kuş beyinli hemen unuturuz yeterki karnımız doysun

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *